Lilypie Kids Birthday tickers

22 Aralık 2008 Pazartesi

KAR BEKLERKEN...


Karlı bir aksamdı

Ankara da Son kez elele yürümüştük

Bitmesin istediğim yola kısacık beraberliğimizin bütün anılarını sığdırmıştık...

Yazarsın bana demiştin bende yazarım sana sık sık,


Ağlıyordum,

Sen görmeyesin diye kaldırmıyordum başımı

Elimi daha sıkı tuttun

Anlıyordum

Bu ayrılığa dayanmıyordu kalbim...


Öğrettiğim çiçek adlarını unutma dedin,

Kelebekleri kitap arasında kurutma,

Sık sık fotoğraf çektir yolla bana,

Kitaplarım sana emanet, incitme kimseyi, kin büyütme kalbinde beni bekle...


Yol bitti gidiyordun artık,


Gittin!

Sokakta gördüklerimi filmdeki aktörleri sen sandım bir süre,


Kin büyütmedim kalbimde söz vermiştim sana diye,


Kitaplarını okudum kelebeklere dokunmadım,


Öğrendiğim çicek adlarına yenilerini ekledim,


En çok fesleğeni, çoban heybesini, aksam sefasını sevdim.


Seni beklerken çok sey öğrendim,


Yolunu gözlediğim, sevdiğim ilk adam


Nasılsa bulacaktır seni diye her görüşümde aynı güçle seslendim;




Uçak babama selam söyle,


Beni kötü rüyalarımdan uyandıran, sevdiğim ilk adam bir bilsen!


Seni nasıl özledim.


Kar yağıyor şimdi otuz yaşım bitti.


Kitapların bende, kelebekler gibi kar taneleri,


Kendi yolumda yürürken hiç unutmadım o cümleyi;


Selamını aldım babacığım

Kin büyütmedim kalbimde,

Küçük kızının gözleri;

Hala senin çiceklerinde.


Uçak!





Babama selam söyle....




İCLAL AYDIN



19 Aralık 2008 Cuma

"ALO"

Telefonu açar açmaz “alo” deriz ama niye bu kelimeyi kullandığımızı bilmeyiz. Hergün kim bilir kaç kez kullandığımız bu sözcük, gerçekte telefonun mucidi İskoç Graham Bell’in sevgilisinin kısaltılmış adı.
Sevgilisinin tam adı: Allessandra Lolita Oswaldo.
Bell, 1876’da telefonu icat edince ilk hattı sevgilisinin evine çeker. Telefon çalınca arayanın sevgilisinden başkası olmayacağını bildiğinden açar açmaz “Allessandra Lolita Oswaldo” der. Daha sonra bu ismi kısaltır ve “ALO” demeye başlar. Sevgilisi Bell’in deneylerinden sıkılıp onu terk eder.O sırada telefon hatlarının sayısı giderek artar. Bell’i başka insanlar da arar.Fakat O telefonu her çaldığında sevgilisi sanarak “ALO” der ve herkes ondan duyarak alo demeye başlar.Bu elime o günden günümüze kadar gelir.

14 Aralık 2008 Pazar

YASEMİN'İN ÇİÇEKLERİ

İlkokuldayken okuma parçalarında ya da sorularda kullanılan isimlerde hiç Yasemin geçmezdi.
Her isim olurdu.
Ama Yasemin olmazdı. (Ben de ismime hayran:) :) )

Birgün Türkçe kitabındaki okuma parçalarından birinde YASEMİN'İN ÇİÇEKLERİ vardı, okuma parçası olarak.

Sanıyorum ilkokul 3.sınıf Türkçe kitabıydı.

Çok sevinmiştim.

YASEMİN'İN ÇİÇEKLERİ.


Bunlar da benim evimdeki çiçeklerden bazıları. Çok severim çiçekleri. Ekmeyi, dikmeyi, sulamayı. En çok ta büyüdüklerini izlemeyi severim.

Küçücüktür birgün önce baktığınızda ama birgün sonrasında yemyeşil tazecik bir filiz belirir.

Yeni bir hayat, umut verir insana.

Ben çiçeklerin yapraklarını da çok severim. Değişik yapraklı çok güzel çiçeklerde var mesela. Beyaz-yeşil karışımı, kırmızı- yeşil karışımı ebruli sanat eserleri. İzledikçe, kokladıkça, dokundukça doyamam. Rabbim cennet nasıl bir yer diye geçiririm aklımdan. Güzelliklerin en güzeli nasıl bir güzel diye merak ederim, Yaradanı düşlerim.

Ben çiçekleri çok severim.
Çiçekleri seveni de severim.
En çok ta çiçekleri varedeni severim.
















Bu ikisi de ana kız aslında bakmayın böyle farklı durduklarına:) :)
İlk halini bir çiçekçiden almıştım. Sonra kurumaya yüz tutunca tohumlarını çimledim, kızı böyle doğdu. Sanırım biraz babasına benzedi:)
İsimlerini kadife çiçeği olarak biliyorum.

Bu da geçen sene yavru olarak Koçtaş'tan aldığımız salon çiçeği. İlk günlerde sararıp solmuştu ama şidilerde maşallahı var, yerini pek bir sevdi, büyüdükçe büyüdü serpildi.










Daha başka çiçeklerim de var.( Hem gerçek anlamda hem mecaz; hani okuldakilerde var ya:) :)

11 Aralık 2008 Perşembe

Çocukta Dil Gelişimi Evreleri


Ağlama Devresi: (0-3 ay)


Bebekler ağlarken çeşitli sesler çıkarırlar. Bu sesler ileride konuşmada kullanılacak seslere temel teşkil eder. Bu dönemde bazı ünlü ( o,u, a) ve ünsüz( n, g, m) sesleri ağlarken, esnerken, çığlık atma sırasında, homurdanma şeklinde çıkardıkları görülür.



Babıldama Devresi: ( 3-6 ay)


Bebekler bu aylarda ünlü ve ünsüzleri birlikte çıkarmaya başlarlar. Örneğin baba, mama,dede gibi. Bu sesler ilk kelimeleri oluşturaya başladıktan sonra da devam edebilir.



Çağıldama (heceleme) Devresi: ( 6- 12 ay)


Bebeğin konuşma ile ilgili organlarının oluşması ile bebek artık ilk hecelerini çıkarmaya başlar. Bir yaş civarında ilk kelime ortaya çıkar.Bu dönemin sonlarına doğru artık çocuklar kendi ana dillerinin vurgulamalarına benzer tonda sesler çıkarırlar.



Tek Sözcük Devresi: ( 1-2 yaş)


Konuşma açısından kritik bir dönemdir. Bu dönemde çocuğun ilgisi konuşmadan çok çevreyi keşfetmeye yöneliktir. Çocukların çıkardığı tek sözcükler önce çok anlamlıdır. Bir sözcükle pek çok şeyi anlatmaya çalışırlar. Bunun başlıca sebebi çocukların nesnelerin adlarını bilmemeleridir.



Kelimelerin Birleştirilmesi Dönemi: ( 1,5 – 2 yaş)


1,5 – 2 yaş arası çocuklar iki kelimeyi arka arkaya söyleyerek cümlecikleri kurmaya çalışırlar. 2 yaşından sonra ise iki kelimeyi birleştirerek basit cümleler kurmaya başlarlar.


2,5Yaş civarında kelime hazineleri ortalama 300 civarındadır ve gramer yapısı da hızla gelişmektedir. 2,5-4 yaş arasında sürekli soru sormak ve konuşmak ister. Bu dönemde çocuk çok şey söylemek isteyip de sözcükleri hemen bulamadığı için zaman zaman konuşmanın akıcılığında tutulma görülebilir.Zamanla 3-4 yaş ve daha fazla kelimelerle cümleler kurabilen çocuklar, 5 yaşında artık duygularını,isteklerini rahatça ifade edebilecek, karmaşık bir gramer yapısını kullanabilecek duruma gelmişlerdir.Fakat yine de çocuklar arasında bireysel farklılıklar görülebilir.


Dil gelişimi hususunda ana babaların şu hususlara dikkat etmeleri gerekir: · Çocukla bol bol konuşunuz ve sizi dinlemesini sağlayınız. · Çocuğu konuşturunuz ve dinlediğinizi hissettiriniz. · Konuşma hatalarını anında düzeltiniz ama asla zorlamayınız. · Çocukla birlikte bol bol kitap okuyunuz.


Çocuk Edebiyatı/Mustafa Ruhi Şirin

8 Aralık 2008 Pazartesi

GÜLEN YÜZLER OLSUN


İçimizdeki tüm güzelliklerin ortaya çıktığı,
kalbimizin dolup dolup taştığı,
mutluluktan kabına sığamadığı,
yeşillerin en yeşil baharların en taze olduğu,
yavruların ana kucağına sokulduğu,
anaların yavru özlemini dindirdiği,
göçenlerin rahmet edildiği,
sofraların bereketlendiği,
hüzünlü, buğulu gözlerin güldüğü,
merhametin bol olduğu,
şükrün çok olduğu,
gariplerin hatırının sorulduğu,
umutların dirildiği,
cennetin kokusunun duyulduğu,
kırgınlıkların unutulduğu,
sevgilerin damla damla çoğalıp deryalar olduğu,
gidilen yolun sonunda yarin olduğu,
açılan ellerin dolduğu,
verilenlerin kabul olduğu,
çiçek çiçek miss gibi,
güzelliklerin en güzeli gibi
GÜLEN YÜZLERİN OLDUĞU BİR BAYRAM OLSUN.

4 Aralık 2008 Perşembe

ÇİLEK TOHUMUM








Çilek Tohumu


Ben hayatımda hiç çilek tohumu görmedim.

Bu yüzden sana bir ad verseydim Çilek Tohumu derdim.

Senin gibi güzel olduğunu hayal ederek

Kalbimi verirdim ona

Ruhumu bağışlardım önünde

Senin düşlerimdeki Çilek Tohumu olduğunu hayal ederek!

Bora Eke

29 Kasım 2008 Cumartesi

EĞLENELİM DEDİK

Alperen, Aslı ile Yavru Kuş biraraya gelirse....



Bu fotoda da udi hanımın yanında Burak vardı, vardı ama yakalayabilene.
Çok güzel saatler geçirdik,eğlendik.
Şarkılar türküler...
Bendeniz hastaydım ama hasta hasta Gül arkadaşıma eşlik edip oynadım bile(hatırı için canım yoksa hiç sevmem oynamayı:) :) )
Ama Gül öğretmenin de hiç oynayası yokmuş: ) Zordan zordan bir oynadı bir oynadı, döktürdü.
Dönüşte Burakla beraber biraz erken kalktık, yürüyelim dedik ama yağmur yürüyüşümüzü kısa kesti.
Burak yürürken uyumaya başladı bir de. Kamera şakası gibiydi.Katıldım gülerken. Yavru kuşum benim çok çok tatlıydı. Hem yürüyo hem elindeki kalemi düşürmemeye çalışıyor hem de arada gözleri kayıyor uyuyacak nerdeyse.
Uyku saati olmasına rağmen o neşeli ortamı bırakıp uyuyamadı tabi orda.
Hani komik resim sayfalarında yemek yerken filan uyuyanlar varya onlardan daha da komik. Yürürken uyuyan YAVRU KUŞ.....
Bir ara kucağıma aldım, hemen göz kapakları gitti, elindeki kalem yere düştü. "ıhhh düşti, düşti" diye açtı gözlerini.
Yere bıraktım açılır gibi oldu sonra bir iki adım sonra yine aynı şey. Gözler kayıyor...
Ayy sabahki eğlenceden çok YAVRU KUŞUN yoldaki haline gülüp eğlendim.
Canım benim,biricik oğlum, bitanem, UYKU KUŞUM(evde uyutamıyoruz ama:) )


25 Kasım 2008 Salı

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ


Öncelikle günümüzü kutlayan arkadaşlara çok teşekkür ediyorum(YASEMİN, ŞENGÜL, AYŞE, MUKO, KAAN-SEVİL)
....................................
Mustafa öğretmenin tayini çıkmış,küçük şirin bir köye gitmişti.
Köye gidince köyün muhtarı gel de gel bize, diye tutturmuş. Öğretmen o geceyi muhtarın evinde geçirmiş. Tabi evde köy halkı toplanmış , merak içindeler yeni öğretmen nasıl biri diye. Merakla bakan gözlere "güne bakan" tarlalarını anlatıyordu. Evet evet yeni öğretmen Trakyalıydı. Günebakanların yetiştiği yerden.
Muhtarın oğlu Doğan, yeşil gözlü, keskin bakışlı ve köyün en afacan çocuklarındandı. Bu yıl okula başlayacağı için annesi çok seviniyordu. Çünkü Doğan evde kimseye rahat vermiyordu. Komşunun tavuklarını kovalar, kedilerin kuyruğuna teneke bağlardı. Babasının hayvan otlatırken kullandığı kızılcık sopasını at yapar,köy meydanında koşturup dururdu. Okula başladığında Mustafa öğretmeni epey yoracağa benziyordu.
Mustafa öğretmen lojmana yerleşmiş, Doğan okula kaydolmuş okuma yazmaya geçmişti bile.
Köy halkı öğretmeni çok sevmiş, Onun ihtiyaçlarını elden geldiğince karşılamaya çalışıyorlardı.
Köye bahar gelmiş, kışlık giysiler yerini baharlıklara bırakmaya başlamıştı. Mustafa öğretmen de kalın yün çoraplarını çıkarmış ince çoraplarını giymişti. Çorabındaki küçük deliğin farkında bile değildi.
Doğanın babası o hafta kasabaya alışverişe gidince Doğan için de bir çift çorap almıştı. Eve geldiğinde Doğan bu hediyeye çok sevindi ama büyük bir eksiği vardı bu çorapların.
Eline aldığı makasla çorabın eksiğini gidermeye çalışırken annesine yakalandı.
Annesi:
_ Oğlum napıyorsun neden kesiyorsun?
Doğan:
_ Ama anne bunu kesmeyi (ökçesini göstererek) unutmuşlar, öğretmeniminki kesikti.
................................
Tüm yavrulara herşeyimizle en doğru şekilde örnek olmabilmek ümidiyle.

20 Kasım 2008 Perşembe

PSİKOSOSYAL GELİŞİM DÖNEMLERİ




Son okuduklarımdan kısa alıntılar:




(0-18 ay)


TEMEL GÜVENE KARŞI GÜVENSİZLİK


Bebekler hayatlarının ilk birkaç ayında etraflarındaki dünyaya güvenip güvenemeyecekleri konusunda bir izlenim edinmektedirler. Bu güven duygusu başkalarının güvenilir ve tutarlı olduğunu bilme duygusunu ifade eder. Bebekler annelerinin davranışlarında güvenebilirlik sezdikleri zaman onlara karşı temel bir güven duygusu geliştirirler. Örneğin, bebek ağladığı, acıktığı veya altını ıslattığında hemen rahatsızlığı giderilebiliyorsa annesine güvenebileceğini anlar. Buna karşılık bebek ihtiyacı olduğu zamanlarda annesini yanında bulamazsa ona karşı bir güvensizlik duygusu geliştirir.




......




İnşallah hepimizin yavru kuşları bu dönemi "Temel Güven" duygusunu kazanmış bir şekilde atlatır.






SEVGİYLE KALINIZ.

17 Kasım 2008 Pazartesi

GECE BAHÇESİ





Severek izliyoruz.
Ailecek izliyoruz.
Bayılıyoruz.
Hatta ve hatta tüm apartman, mahalle, şişli, istanbul........ diye devam eden bir izlenme rekoru kırmak üzere TRT:)
Kahramanlarımız MAKA PAKA, APSİ DEYZİ, İGIL BİGIL, NİNGİ NONG......
Hele o çıkardıkları sesler:) Kaynadım ilk izlediğimde. Şimdilerde biraz alıştım hallerine seslerine, ilk izlediğim kadar kaynamıyorum.
"YAVRU KUŞ" çok beğendi.
Normalde hemen sıkılır geçerdi ama onları daha uzun süre izliyor.
Onların yaptığı hareketleri de hemen öğreniveriyor. Az önce de ningi nong dönüyor YAVRU KUŞUM da eliyle çevirme hareketi yapıyor.
İzlemek isteyenler için TRT ÇOCUKta saat:20:30 ve sanıyorum gündüz 12:30 da da varmış.
İYİ SEYİRLER


14 Kasım 2008 Cuma

ÇİÇEKLERİMDEN PİNOKYO

video

"YALAN SÖYLEMEYİN HERKES ÇOK KIZAR!"

8 Kasım 2008 Cumartesi

KEŞKE


OLSA...


* Bebek olsam ama anneliğin tadını bilsem.


* Burak'ımla, yavru kuşumla ebedi saadete erebilsem.
(tüm sevdiklerimle)


* Annemle babamın kollarında olsam, yorulana kadar onları öpebilsem.


* Yesem yesem incecik kalsam.


* Birkaç tane YASEMİN olsam herbirini ayrı yerlere gönderebilsem. (nurani varlık)


* Ellerimde derman olsa her hastaya verebilsem.


* Algılama sorunu olsa bile her öğrenciye her konuyu kavratabilsem( tam öğrenme)


* Eve girdiğim anda aklımdan geçen herşey anında oluverse( yemek, temizlik, ütü....)


* Sessiz sedasız bir şehirde yaşayabilsem.


* Uçabilsem.


* Hep beyaz giysem, hiç kirlenmesem.


* Yeşilliklerin içinde uzun derin bir uykuya dalabilsem.


* Kendi tasarımlarımı dikebilsem.


* Dünyaya arş arş gökyüzünden bakabilsem.


* Gördüğüm en güzelde her güzelde yaradanı görebilsem.


* Şu ülkeyi yönetenlere yüzyüze bir iki kelam edebilsem.


* Geçmişin en gıcık en acı hatıralarını zihnimden silebilsem.


* Sokakta kalan kimsesiz kimseye kimse olabilsem.


* Şol cennetin ırmaklarından kana kana içebilsem.


* Kalbimdeki yaraları iyi edebilsem.


* Kötülük yapanlara iyilik edebilsem.


* Öfke anında su gibi olabilsem.


* 2 gün okul beş gün tatil yapabilsem.


* Her apartmana bir bahçe yapabilsem.


* Pahalı olan herşeyi ucuzlatabilsem.

(hatta herşey bedava olsa fena olmaz)


* Önüme çıkan tüm engelleri aşabilsem.


* Ölmeden ölebilsem.


* Hergün herşeye yeni baştan başlayabilsem.


ÖMÜR BOYU, HATTA EBEDİYETTE SEVDİKLERİMLE OLABİLSEM........................................................





5 Kasım 2008 Çarşamba

İKİ YAŞ SENDROMU



Burak'ın iki yaşına sayılı günler kala Çocuk Gelişimi ve İki Yaş Sendromu ile ilgili okuduklarımdan kısa alıntılar:
(Henüz Burakta bu sendroma ait bir iki semptom tespit edilmesine rağmen ne kadar zor bir döneme girmek üzere olduğumuzun sinyallerini almış bulunmaktayım. Özetle VAY ANAM VAY...)

Çocuğunuz artık bebeklik döneminden çıktı, büyüdüğünü ve bağımsız hareket edebildiğini görüyorsunuz, artık size uyumlu olabilme ve sözünüzü dinleyebilme zamanı geldiğini düşünüyorsunuz belki ama henüz buna hazır değil çünkü 2 YAŞINDA!!

Bu yaş dönemi anne - babaların çocuk gelişiminde en çok zorlandıkları ve yoruldukları dönemdir. Yemek yemede direnme, uyku uyumak istememe, söz dinlememe, anne-baba-arkadaşa vurma - ne denirse tam tersini yapma, kendisini yerlere fırlatma, kafasını vurma . Bebeklik dönemi sonrasında size uyum sağlamasını beklerken bu inatlaşmalar ya da öfke nöbetleri nereden çıktı demeyin. Çünkü çocuğunuz özerklik döneminde .( 12-36. aylar )


Özerklik dönemi çocuğunuzun kendisini ortaya koyduğu, her şeyin kendisinin olmasını istediği, istediği kıyafeti giymek istediği dönemdir. Bu ısrarlı çabaları sizi ne kadar yorsa , sinirlendirse de tüm bunları bir geçiş dönemi olarak kabul etmek ve bu döneme her şekilde hazırlıklı olmak zorundasınız. Eğer bu dönemdeki abartılı tepkilerinin yaşının bir özelliği olduğunu ve neler yapılması gerektiğini bilirseniz bu dönemi daha rahat bir şekilde atlatabilirsiniz.


Bu dönemde çocuklarınızın özerkliğini engellememeniz gerekiyor, oysaki bir çok anne doğru davranışı göstermek için bu dönemde HAYIR! kelimesini sıklıkla kullanıyor. Bu tip engelleyici davranışlar çocuğun uyumsuzluğunu daha fazla arttırarak gelişimini olumsuz etkilemektedir. Dünyayı, çevresindeki nesneleri , kişileri tanımaya ve keşfetmeye yarayacak tüm yetilere sahip ( yürüyebiliyor, kavrayabiliyor,basit olaylar arasında bağlantı kurabiliyor, koşabiliyor,yemek yiyebiliyor, hatta sorular sorabiliyor) olan çocuğunuz bu enerjiye sahip.

Ne kadar çok nesneye dokunursa, ne kadar çok soru sorarsa , kendisini ne kadar çok ortaya koymaya çalışırsa gelişimi o kadar sağlıklı olacaktır. Soru sorması engellenen bir çocuğun ileride kendine güvensiz, içe dönük kişilik özelliklerini göstermesi beklenebilir. Öfkesi engellen bir çocuk ise bu duyguyu zamanla kendisine yönelterek ısırma vb davranışlar gösterebilir.


Çocuğunuzun özgür olabileceği alanlar yaratmalı ve kendisini , duygularını tümüyle ortaya koymasına izin vermelisiniz.


Onunla inatlaşmayın, çünkü bu inatlaşma ve öfkelenme onun kontrol edebileceği bir düzeyde henüz değil. Kendisinde var olan enerjisini boşaltabilmesi için gün içerisinde bol bol dışarı çıkarın, koşsun,hoplasın, zıplasın, güvenliğini tehdit etmediği sürece istediği her şeye dokunsun, bu onun mutlu olmasına ve gün içinde size daha uyumlu davranmasına neden olacaktır.



Eğer yapmasını istemediğiniz bir davranış var ise o zaman kızma, engelleme, cezalandırma gibi davranışlar göstermeyin. Yapacağınız uzun süreli açıklamalar da bu yaş dönemi için pek işe yaramayacak.

Yapmanız gereken ilgisini dağıtmak olsun. Dikkatini başka yöne çevirmede yaratıcı bir anne - baba olursanız işiniz daha da kolaylaşacaktır. Bunu sağlamak için onun gözüyle dünyaya bakabilir ve oyunları kullanabilirsiniz.


( örneğin: yemeğini yememek için size direniyorsa bir portakal ya da elmayı komik bir kukla haline getirerek – sevimli bir ismi de olsun – bu kuklaya yemeği yedirmek gibi) Bunda da direnirse ikinci oyunu bulun, ilgi alanlarını keşfedin eğer resim yapmaktan hoşlanan bir çocuğunuz varsa bir tabak, bir çocuk , bir sevdiği yemeği birlikte çizin ve sonrasında bir hikaye oluşturarak olumlu davranışı pekiştirin. Bu onun eğlenmesini sağlayarak dikkatini çekecek ve size olan uyumunu arttıracaktır. Bu tip aktiviteleri onunla yapabilmeniz için yeterli zamanınızın ve sabrınızın da olması gerekiyor, çocukları ile yeterli iletişimi kuramayan, kendisine zaman ayırmayan / ayıramayan , çalışan annelerimizle ( babalarımızla ) çocukları arasında bu dönemde daha fazla çatışmalarla karşılaşabiliyoruz. Bu nedenle annelerimizin – babalarımızın öncelikle kendilerine gün içinde zaman ayırmalarını (çay zamanları, yürüyüş zamanları, sohbet zamanları, gazete-dergi zamanları) istiyoruz.


Çocuğunuzu bu dönemde uyumsuz, iyi yetiştirilmemiş ya da kötü bir çocuk olarak asla tanımlamayın. 3 yaş sonrasında size ve koymuş olduğunuz kurallara uyum sağlayabilecek gelişim düzeyine sahip olacaktır. Çocuğunuz büyürken içinde bulunduğu gelişim dönemini çok iyi tanımalısınız, çünkü bazen normal olan davranışlar anne-babalar tarafından problem olarak değerlendirilebiliyor. Bunu ortadan kaldırmak için uzman kişilerden gelişim danışmanlığı alabilirsiniz.

Yazan: Psikolog Eda GÖKDUMAN



Anne ve babaya düşen görevler
Bu dönem anne-baba ve çocuk arasında ilk çekişmelerinde yaşandığı bir dönem olduğu için, onların dengeli ve tutarlı davranışları oldukça önemli. Her şeyden önce anne-baba bu olumsuz tutum ve hırçınlıkların geçici bir durum olduğunu bilerek sabırlı davranmalı, çocuğu katı bir düzene zorlamadan, soğukkanlı bir biçimde çocukla gereksiz çekişmelere girmeden ilgisini oyunlara yönlendirmeli. Psikolog Yazıcı anne ve babalara şu uyarılarda bulunuyor


“ Anne - baba çocuğu korkutmamalı, öfkeyi dindirmek için çocuğun her istediğini yapmaktan kaçınmalı,davranışla uyumlu olmayan gereksiz cezalar uygulamamalı, çocuğun öfkeli davranışları anne-babanın öfkesine yol açmamalıdır. Zaten çocuğun problemi, sakinleşememektir. Anne baba da sinirlenirse çocuğun öfkesi beslenir. Doğru olan çocuğun yanından çıkmak, sakinleşene kadar yalnız bırakmak, daha sonra yanına gelmektir. Unutulmamalı ki bu yaşta çocuğun öfkesi sosyal çevreye uyum çabalarının da bir parçasıdır. Çocuğun her türlü öfkesini kısıtlarsak bu kez öfkeyi kendine yönelten çocuk kendini ısırmaya, saçlarını koparmaya yani kendine zarar vermeye başlar."
Bazen çocuğun öfke krizleri karşısında anne - baba çözüm üretemiyor, hatta çocukla ilişkileri bozulma noktasına geliyor. İşte bu noktada sadece öfke gösteren çocuğun değil ebeveynlerin de profesyonel yardım almalarında fayda var.

Yazan: Pisikolog Penbe Yazıcı

4 Kasım 2008 Salı

En Zengin Hikayeye Sahip Mücevherler Bu Topraklarda Üretilir

Yeryüzünün en önemli kültürler kavşağı Anadolu sahip olduğu zenginliği mücevher tasarımlarında yaşatıyor. Beş bin yılın kültür mirasından süzülüp gelen formlar çağdaş yorumlarla mükemmel takılara dönüşüp bizlere sunuluyor.





Bunlardan biri olan Trabzon Hasırı:

Trabzon hasırı aslında geleneksel bir el sanatının örneği. Dünyada zırh örücülüğü tanınan teknik, biz de Trabzon hasırı ya da Trabzon işi olarak tanınıyor. İncecik altın ya da gümüş tellerin adeta bir kumaş gibi elde örülmesiyle ortaya çıkan Trabzon hasırı artık geleneksel bir düğün hediyesi olarak set halinde armağan ediliyor.






1 Kasım 2008 Cumartesi

NAZAR

Nazar, yani göz değmesi deveyi tencereye, insanı kabre koyar. Taşı parça parça eder.
Bir kimse hırs ve beğenme ile bakıp "Maşallah veya Barekellah" diyerek Allahü Teala' nın ismini anmasa , Allahü Teala bir zehir yaratır ve Allahü Teala'nın izni ile o kimse baktığı şeyi, o zehir sebebiyle helak eder.

Bağa bahçeye, küçük çocuğa göz değer. Göz değmesi şerrinden sakınmak için bahçelere ve tarlalara at kafası gibi -acayip ve kötü görünüşlü- şeyler konulabilir.

Acayip ve kötü görünüşlü şeyler göz değmesi zararından kurtulmaya sebeptir. Göz ilk anda bunlara isabet eder ve nazarı üzerine çeker. Bazı dualar okunarak ta Allahü Tealanın izni ile göz değmesinden korunulur.

Hatta çocukları "çirkin seni" diye sevmek , yüzüne siyahlık sürmek hep nazarın tesirinden korunmak içindir.

Yavru kuşlarımıza nazar boncuğu takmanın pek te bir manası yokmuş yani.
Hasılı yaradana sığınmak.
Rabbim hepimizi iyi/kötü tüm nazarlardan korusun.

30 Ekim 2008 Perşembe

YAVRU KUŞ 21 AYLIK

Yavrum 21 aylık kocaman bir delikanlı oldu. İnanamıyorum. Bıcırığım benim.

Annene hayatın anlamını insanın değerini öğrettin, benim küçük öğretmenim.

18-24 AYLIK BEBEK NELER YAPAR?

  • Yardımsız merdiven çıkabilir.
  • İki farklı nesne arasından isteneni seçebilir.
  • Bildik yüzleri fotoğraftan tanıyabilir.( Burak benim fotoğrafımı almış cüzdanımdan öpüp duruyor, fotoğraf dudaklarına yapışmış öylece geziniyor)
  • Oyuncağı çekerek yürür.
  • Tek ayak üzerinde bir saniye durabilir.
  • Hamurdan top yapabilir.
  • Yaşına uygun olan legoları takıp çıkarabilir.
  • Ellerini yıkar, kurular.
  • Adını söyler.
  • Üç ve daha fazla sözcüklü cümleler kurar.
  • Üç tekerlekli bisiklete binebilir, fakat pedal çeviremez.
  • Tuvalet ihtiyacını söylemeye başlayabilir.

Yukarıdaki tespitler yazar Sevda Salihoğlu Dursun'a ait Bebek Bakımı ve Sağlığı adlı kitabından...

Tespitler tabiki bireysel farklılıkları gözardı etmiyor. Bazı bebekler bazı davranışları daha eken bazıları daha geç öğrenebiliyor. Kıyasa gerek yok, aceleye hiç gerek yok. Sadece genel bilgi.

Hayatın her dönemini tadıyla yaşayıp tadıyla algılayabilmek dileğiyle....



29 Ekim 2008 Çarşamba

BİR DİLİM SEVGİ ( BLOGGER AŞKI )


Hayatta hiçbirşeye/hiçkimseye çok fazla bağlanmamak gerekiyormuş meğer.

Blogger kapandı sanki ellerim bomboş kaldı.


Wordpress e geçtik ama hiç olmuyor, aynı tadı bulamıyorum.


Sistemi beğenmedim ayrı, tanıdık kimse yok o da ayrı. Kendin çal kendin oyna gibi tadsız bişeydi.


Çok şükür kavuştuk.


Ne çok bağlanmışım ben sizlere, ne çok sevmişim şimdi daha iyi anladım.


İnşallah yine aynı keyifle birlikte oluruz.


HERKESE SEVGİLER.

25 Ekim 2008 Cumartesi

Mecburi yeni adresimiz: http://yuvam.wordpress.com/

Şimdilik çok karmaşık buldum.

ŞİRİN'İN anlatımından yola çıkarak oluşturdum. ( çok teşekkürler Şirin.)

Bloguma geri dönmek istiyorum. Düzeleceğini umuyorum.

23 Ekim 2008 Perşembe

YAZDAN KALMA SON BASKI


















Mekan: Yıldız Korusu
Güzel ve görülesi gezilesi biryer. Beğendik, eğlendik, huzur bulduk, dinlendik.
Daha önceleri yine baba kuş ve anne kuşun bekarken gezdiği yerlerden olan bu güzelim yer yavru kuşun teşrifi ile şereflendi.
Emirgan korusunu andıran bir yokuşu ve yokuş bitiminde zirvede köşkler var. Ama burası bana göre Emirgandan daha güzel.
Hele o kuğulu göl çok çok güzel.
Neyse güzelliği anlatılası değil daha çok yaşanılası.
Rabbim nasibederse baharda gidilesi yerlerden biri olarak görüyorum artık malum önümüz kış.
Sevgilerle................




18 Ekim 2008 Cumartesi

BABA KUŞTAN ALTIN DEĞERİNDE TAHMİNLER VE TAVSİYELER


Bloğumun çok sevgili müdavimleri,kankalarım,arkadaşlarım,dostlarım, tatlı dilli yorumcularım.
Bu gün size baba kuşumuzdan bazı gerekli ve gereksiz bilgiler aktaracagım ilgilenen ve ilgilenmeyen herkese...

**19.10.2008 itibarıyla muhtemelen takip eden hafta altın fiyatları önemli bir şekilde düşecek(tavsiyemiz nakit birkimlerinizi altın olarak saklamak.
Bu günlerde 37.000 civarı olan altın 34.000-35.000 civarında düşüş gösterebilir.Konunun uzmanları yılbaşı itibarıyla altın fiyatının 47.000 -53.000 olması kuvvetle muhtemeldir,diyorlar)

**Bu dönemde olası kredi harcamalarını en asgari şekilde tutulmasını tavsiye ediyorlar.Özellikle bankaların müşterilerini uzun vadede borçlu tutmak için özel çabaları mevcut. Kanmayın!!


**Kriz mıriz yok bize bişey olmazlara da kanmayın,yakında piyasaya sürülen 200 tl bir gizli develuasyondur.Yani kriz vardır önlem alınmaya çalışılıyor.


**Borsada yatırımları olanlar zaten pek parlak bir dönem geçirmiyorlar.Gelecek te durumun daha da kötü olacağı tahmin ediliyor.



**Bu arada osmanlı dönemi son 6 padişah paralarını herkes sorunsuz şekilde tasarruf edebilir.( 6 padişahtan öncesi devlet tarafından özel izne tabidir.) yani resimde gördügünüz hamid ,reşat,mecid...vb. altınları eğer orjinal osmanlı baskısıysa ve kulpsuz ise altın degeri üzerine ayrıca temizlik kondüsyonuna göre fiyata tabi tutulur.


Bilginize..

13 Ekim 2008 Pazartesi

"MUTLU VE ŞIMARIK" MI, "ŞIMARIK VE MUTLU" MU?

Yavru kuşlar biraz şımarınca mı mutlu oluyorlar ya da mutlu olunca mı şımarıyorlar?

12 Ekim 2008 Pazar

"BENDENİZ"

Şirin'den gelen şirin sobeye teşekkür ederek kabul ediyorum ve
cevaplıyorum.



Ruh hali:SOFİSTİKE








Zevk seçimin değerlerine bağlı olduğunu gösteriyor. Aile her zaman önceliklidir ve onlarla vakit geçirmeye asla doyamazsın.
Biraz romantiksin ve eskileri hatırlamayı seviyorsun. Seni sakinleştiren manzaralardan hoşlanıyorsun.
Müzik senin için katılım demek. Kendini ifade etmenin doğru yolu. Sürekli aklında ve rahatlamanı sağlıyor.
Sanat deyince ilk aklına gelen moda akımları oluyor. Rahat olsun olmasın, trendler sana göre denemeye değerdir. Kendini moda olanla ifade etmeye inanıyorsun.

EĞLENCE: FİRARİ
Tatilde yakınlarınla birlikte olacağın keyifli zamanları, her türlü konfor ve hizmeti sunan, dinlenip yenilenmeni sağlayacak bir mekanda geçirmeyi tercih edersin.
Bütün hayatın böyle geçmeyeceğini bilerek , fırsatını bulduğunda kendini şımartmayı seviyorsun.
Gündelik yaşantından uzaklaşmayı seviyorsun. Güneş, hayatın yavaş akması sana keyif veriyor. Hiçbirşeyin keyfini kolayca kaçırmasına izin vermezsin.
Seni rahatsız eden şey nedir? Etrafındakilerin daima bakımlı, sıkı vücutlu ve çekici gözükmelerini istiyorsun. Kilolu,tüylü,kıllı hiçbir şeye tahammülün yok.

ALIŞKANLIKLAR:YENİ NESİL FANATİK
Hayata bakış açın her ne kadar sağlıklı ve olumlu da olsa iyi bir gün geçirmen için yapman gereken vazgeçilmezlerin var. Bunlar senin rutinlerin. Tam bir alışkanlık yaratığısın.
Evinde modern ve "cool "bir zevkin var.Tarz yaratan birisin. Dekorasyon sadece fonksiyonel değil, tarz sahibi de olmalı.
Saf ve temiz - İçecek tercihin sağlığına önem verdiğini ve kendin için neyin faydalı olduğunu bildiğini gösteriyor.

AŞK:EVCİMEN
Aile hayatını ve beraberinde getirdiği herşeyi çok önemsiyorsun. Baba/Anne ile çocuğu arasındaki ilişki çok özeldir. Gerçek bir ev insanısın.Senin için özgürlük büyük şehrin fırsatları demek. Hırsların arzuların şekil bulabildiği, insanların kim olmak istediğine kendisinin karar verdiği yer...
ADRES:http://www.visulog.com/Default.aspx
Bendeniz de ELİF, EMİNE ve GÜL ü sobelemek istiyorum kabul ederlerse sevinirim.
Görüşmek üzere....

5 Ekim 2008 Pazar

YAVRU KUŞUN HAYVAN SEVGİSİ

Burak gördüğü her hayvana "bebi" diyor. Yaz tatilinde doğan minik buzağımızı ilk gören ve müjdeleyen olma şansını yakaladığımızda, bak Burak bebek, dedim. O da şimdi her birine BEBİ diyor.
Yem yiyen tavukların, piliçlerin arkasından koşturup durdu. Yem yemeleri uzun sürünce dayanamayıp kovalamaya başladı.


Bu da arkadaşımız eşek. Uzun kulaklarını son bir kez sallamasını isteyip yanından ayrıldık.


Yavru kuşun balıkları izlemesi de güzeldi. Hareketlerini takip ederken yoruldu.


Ah işte bu kedicik te en çok sevdikleri arasında.

Sırtını sıvazladı, peşinden koştu, gözlerini gösterdi, mısır bile yedirmeye çalıştı. Ancak kediciğin karnı toktu sanırım ya da mısır yeme adeti yok, tüm ısrarlarına rağmen pek yanaşmadı mısır yemeye:)





Hav havlara bebi demekten yeni yeni vazgeçti. Karşı apartmanın penceresinden duyduğu köpek sesinden sonra gözlerini kısarak etrafa bakıyor anlamlandıramıyordu önceleri. Ben hav hav annecim dedikçe öğrendi. Her gördüğü köpeği ayırdediyor hav hav diyerek.



Bu da Burakla benim doğumunu müjdelediğimiz bebi. Annesinin çığlıklarıyla yanlarına gittik yeni doğmuştu, anneciği başında dönüyordu.

Yavru da ayağa kalktı ayakları titreye titreye. Burakla ben de heyecandan titriyorduk.




En güzel bebilerden biri de civcivlerimizdi.

Eline bile aldı. Sevdi sevdi. Hallerine hareketlerine şekillerine şaşırdı. Gagalarını dikip su içişlerine güldü.

Ama en güzeli herbirine sesini şirinleştirerek, en merhemetli haliyle "BEBİ" deyişiydi. Sonradan farkına vardım meğer ben de öyle söylüyormuşum, yavruma örnek olmuşum.

Yavrcuğuma en güzel ahlaklarla örnek olmayı diliyorum ve istiyorum.