Lilypie Kids Birthday tickers

16 Mayıs 2009 Cumartesi

Burak'tan Son Havadisler


Çooook özledim aslında ben blog arkadaşlarımı hem de çoooook.


Ama hiç zamanım yok.


Bilgisayarın bir tuşuna bile dokunmaya zaman bulamıyorum.


Eskiye göre çok farklı bir meşguliyetim yok aslında ama hep yoğunum, neden ben de bilmiyorum.


Biraz da bilgisayardan kaynaklanıyor, çok yavaşladı neden bilmem. Format atınca düzelir mi acaba?


Yada virüs filan mı?


Bir de ben doktorların radyasyona dikkat çekmelerinden çok etkilendim sanırım.

Telefonla bile eskisi kadar çok konuşmuyorum.


Gerçi biz konuşmasakta yakınımızdaki o ağdan korunmak mümkün değil ama...


...................

Bunun dışında Burakım çok iyi şükürler olsun.Büyümeye devam.

Havaların ısınmasıyla gezmelerimiz de arttı.


Tonguçlara gittik geçen haftasonu cici evlerini görmeye. Siteleri bahçeleri çok güzeldi. Bahçeli bir evde çocuk büyütmek daha rahat görünüyor.


Ahmet Selim ve Annesini de görmek umuduyla kapılarını çaldık ama evde bulamadık.

Ayça önceden haber verecekti de benim gidişim kesin olmadığından haber veremedik. Böyle olunca da görüşme fırsatımız olmadı. Neyse kısmet belki başka sefere. (Ayça ile aynı sitede oturuyorlarmış ta...)



Burakım çok güzel cümleler kuruyor.


Okuldan gelince boynuma sarılıp özledim deyişi var ki çoooook tatlı ya.


Bir de dilinde "Portakal aldık, portakal aldık" diye bi cümle var, hiç vazgeçmiyor.

Ben ona pazardan ne aldık diye soruyordum, O da sayıyordu: "Portakal aldık, elma aldık....." diye.


Sanırım bu cümle ya da portakal sevgisi ağır bastı şimdi hep dilinde, portakal mevsimi geçiyor olsada biz her gün her an portakal alıyoruz.


Bana şirinlik yapmak istediğinde de aynı cümleye başvuruyor.


.................

Ayyy şimdi ben bu yazıyı yazarken de lazımlığına bebeklerini ayıcıklarını oturtup "ka.k.a" larını yaptırıyor.


_K.a.ka deldi mi?

_K. a.ka yaptı bebe.

_ K.a.ka yap ıkacam.

_ Bu yaptı, ayıcık ta yaptı.( yapanlar bir tarafa ayrılıyor)


................


İşte böyle benim minikim.

Eskiden daha çok koşar çoşardı şimdilerde biraz daha sakin. Hatta son zamanlarda çok fazla kucak düşkünü oldu. Azıcık yürüyüp hemen kucağıma almamı isityor.

Hatta almazsam önüme geçip oturuyor.

...................


Bir de ROCCO şekerleri çok seviyor.

Oğlum formuna çok dikkat ediyor sıfır şeker ya. ( bir de annesi edebilse :( :(


...................

Bir de yeni bebelerimiz var, minik minikler.
Domates, maydanoz, sarımsak, soğan.... ektik te. Çok zevkli bir iş.
Çiçeklerimize arkadaş oldular.
Çimlenmeleri büyümeleri çok güzel.
Canım sıkılınca hemen onların yanında alıyorum soluğu.
Keşke küçük bir bahçemiz olsaydı.
Ağaçlarımız olsaydı......
Ne güzl olurdu ya.


.......................

Son havadisler şimdilik bu kadar yakın zamanda yeni haberlerle görüşmek üzere.


Merak edip soran arkadaşlara teşekkür ediyorum.

14 Nisan 2009 Salı

AALAMA ANNE AAALAMA:(

Geçen hafta Perşembe günüydü.
Eve geldim.
Olağan iş trafiğinin arasında perdeler, pazar... vardı.

Nedense garip bir neşe ile şarkı söyleyerek perdeleri astım.

Benim bir huyum da sevdiğim şarkı sözlerini sevdiğim kişilerin adlarını kullanarak değiştirmektir.
Malum YAVRU KUŞUMUN sevgisi şüphe götürmez.

Bir taraftan perdeleri asıyorum, bir taraftan pazara da gideceğimi düşünüp telaşlanıyorum hafiften ve bir taraftan da YAVRU KUŞUMA "Suzan suziiii... " türküsünü "BURAK BURKİİİİ" diye kendi bestem ve güftemle söylüyorum.

Herşey çok güzel "BURAK BURKİİİİ" nameleriyle YAVRU KUŞ ta ritm tutup eğleniyor filan.

Anlık bir ses değişimi oldu, hani eskiden kasetçalarlarda kaset sarınca tuhaf bir ses çıkardı onun gibi. Ardından pat çat güüüüm.

V ee ağlamaklı bir ses "Ayağııııım" diye bağırdı.

................
Amaneyn ne olduğunuda kestiremiyorum; ayağıma birşey oldu, ayağıma birşey oldu diye bağırıyorum, ağlıyorum.

Bir anda ayağımın alt kısmına baktım, bir miktar açılmış, kanıyor.
Daha da çok ağlamaya başladım.

Bu arada ritm tutan "BURAK BURKİİİİ" de ağlamaya başlamasın mı. Napıcamı şaşırdım.
Arada ağlamayı kesip yanıma geldi "AAALAMA ANNE AAALAMA" diye teselli etti beni.
Canım yavrum benim, YAVRU KUŞUM benim.
Bir süre birbirimizi teselli ettikten sonra baba kuşu aramak aklıma geldi. Telefonu almak için ayağımın üstüne basamıyorum.
Neyseki YAVRU KUŞUM, can yoldaşım annesine telefonu getirebildi.

Baba kuş eve gelince okuldan arkadaşımın babası sağlık memuru ona bir pansuman yaptırsak yeter diye düşündüm ben.
Gittik ama Emin ağbi:"Belli olmaz kırık olmasa bile yine de alçı gerekebilir hastaneye gitmek en iyisi" diye uyarınca soluğu hastanede aldık.

.............
Offf....
Acil çok feci biryermiş. Hani Allah düşürmesin eksik etmesin sözünün tam karşılığı.
İki saniye içinde bir sürü olayla karşılaştık.
Bir ara ben kendi acımı bile unuttum.
.......
Neyse film çekildi, kırık çıkık türü bişey yok.
Üzerine basmamam için uyarıldı ve ayağımın ön kısmında oluşan açıklık için her gün pansumun önerildi.
Ağrı kesici ilaçlar verildi.
İlk gece eve gelince ben sabahı edemem diye düşündüm ama belki de ağrı kesicilerin etkisiyle de çok rahat bir gece geçirdim.

Üzerine basmadıkça oldukça iyiyim ancak üzerine basınca canım hala yanıyor.

.............
Hafta sonuyla beraber beş gündür dinleniyorum, annem de geldi ohhhh ne güzel bir dönem diycem nerdeyse ama yarın okul var.
Hiç gitmek istemiyorum ya.
..............
İşin bir ilginç tarafı da o gün okulda öğrencilerime bana 1Nisan şakası yaptıkları için hastalıkla ilgili bir şaka girişiminde bulunmuştum.(pek inandıramasamda)
Akşamı gerçek oldu.
Arkadaşlardan birine de keşke biraz tatil olsa dinlenmeye çok ihtiyacım var diye dert yanmıştım.

Tüm bunların ardından tuhaf bir tesadüf müydü bilmiyorum ama beş gündür anne refakatiyle evdeyim.

.................
Ayrıca güzel olan bişey daha vardı, arayan arkadaşlarım, öğrencilerim, velilerim......
Ayyyyyyyy sevilmek ne güzel şey.
Sevmekten de güzel.........
.......
Hasılı geride güzel anıları olan bir kaza olmasını ve kalıcı tek izlerin bu anıları olmasını temenni ediyorum.
Ve yanımdaki CANYOLDAŞIM, YAVRU KUŞUM için Rabbime şükrediyorum.

Herkese kazasız belasız günler diliyorum.

Sevgiler

6 Nisan 2009 Pazartesi

BURAK'TAN PAZAR LİSTESİ

_Annem pazardan ne aldık?

_Poooğtaka ağğdık. (portakal aldık)



_Başka ne aldık?



_ Bakkaş aaaama ağğdık.( Başka elma aldık.



_Buz aağğdık.(muz aldık)



_ Çiku ağğdık.( çikolata aldık. => Zaten onu almazsak olmaz)



_ Batades ağğdık.(Patates aldık.)



_ Limoo ağğma.( Limon alma.)

22 Mart 2009 Pazar

TÜNELİN AÇILIŞINI YAPTIK

Beşiktaş-Çağlayan-Bomonti bağlantılarını sağlayan tünelin açılışını Sayın Başbakanımızdan önce Burak İsmail bey namı diyar YAVRU KUŞ yapmıştır.

Bunu kendine bir görev değil bir sevgi sunumu olarak adlandırmaktadır Burak Bey.
Gerekli gözlem ve çalışamalarda daim bulunmuştur kendisi.
Dünyaya geldiği günlerde buralar sessiz sakin, hatta Şişlide olmalarına rağmen şaşılası derecede yeşildir.
İstediği gibi rahatça yürüme ihtimali bile vardır Burak Beyin.
Ancaaak günler günler sonra iş makineleri önce gecekonduları bir bir yıkmaya başlar. Burak Bey bu durumdan ilk bir kaç gün pek birşey anlamasa da ilerleyen günler yerini gürültü kirliliğine bıraktıkça uyku düzeni de bozulur Yavru Kuşun.
Hergün bir ev, bulut halinde yükselen tozlar...Anne Kuş ta durumdan şikayetçidir.
Yol yapım çalışmalarına bir de ANTHİLL eklenmesin mi?
Toz buluları ile neredeyse arkadaş olmak üzerelerdir artık.

Arada bir de TIR TIR diye asfaltı delen bir alet vardır ki işte o en can acıtıcı, sinir yıpratıcısıdır.
Tüm mahalle sakinleri tarafından bu makinenin yedi ceddine dualar okunmuştur....
Neyse ki aylar süren çalışmalar bitmeye yüz tutmuştur.
TIR TIRIN yerini aratmayan yeni makine ile tanışırlar.(aşağıda)
Kendisi bay TIR TIR kadar olmasa da rahatsızlık boyutu üst seviyededir.


Tüm bunlara bir de zavallı Anne Kuşun yol maceraları eklenir. Yol çalışması çamur deryasına dönüşmüştür.
Okula gitmek te gelmek te Ferhatın dağları delmesinden daha güç bir iş olmuştur.
Çamur deryası ile geçen ayların ardından bir gün yola konan tahta bir merdven zorunluluğu başlar, çünkü artık geçiş sınırlanmıştır.
Bir iki hafta içinde tahta merdiven macerası da zınk diye bir günde (seçim öncesi hız) gökten zembille inen bir üst geçiş ile sonlanır.
İnanılır gibi değildir olup biten ve değişen yolun hali.

Burak Bey son hali bir gözden geçirir.
Bu yolun yapımı boyunca yaptıklarını, çektiklerini düşünür.
Çooook emeği vardır.
Ama tarihin sayfalarında gizli bir kahraman olarak kalmayı tercih eder.
"Helal olsun Türkiyem"der.










17 Mart 2009 Salı

BAHÇESİNDE GÖKKUŞAĞI OLAN OKUL

... İşin ilginç tarafı okulun yakınlarında yeşillikten başka birşey göremiyor oluşumdu.

Acaba çocukların evleri neredeydi?
Uzaktan mı geliyorlardı?
Belki de taşımalı eğitim yapılıyordu.
Ben neden bunları öğrenmemiştimki.
Buraya gelmeden önce bilmem gerekirdi tüm bunları.

Şimdi de sormaya korkuyordum. Bu kadar güzel şeylerden sonra kötü şeyler duymamak için yine vazgeçtim tüm bu merak ettiklerimi sormaktan.
Okul konusuda zaten şansım hep yaver gitmiştir, hep dört ayağımın üstüne düşerim. (maşallah)

Ama daha önce bu kadar da şanslı olmamıştım hiç.

Bir ara denize doğru baktım. O kadar temiz o kadar duruydu ki su, dibini görebiliyordum.
Berrak suya baktıkça içim açılıyordu. Türkiyede değilde başka bir ülkede miydim yoksa ben? Yurtdışına mı çıktı tayinim nooldu?

Okulun adını da göremiyordum hala. Kapının üstüne başımı kaldırdım.

BAHÇESİNDE GÖKKUŞAĞI OLAN OKUL yazıyordu.

Haydaaaa!
Kumların üzerine baktım, tam da dalgaların vurduğu yerde rengarenk bir gökkuşağı vardı.

Allahım gerçekten çok çok çok güzeldi. Hiç bu kadar tatlı renkleri bir arada görmemiştim. Tam da hayalimdeki cennet.
Hatta bu kadarını hayal bile edemezdim. Ayaklarım yemyeşil yumuşacık çimlerin üzerinden kumlara sonra sıcacık sulara ve rengarenk gökkuşağına değiyordu.

Ruhumdaki huzur ile UYANDIM gördüğüm rüyadan.

NOT: Asıl güzellik görsellikte değil kalpte olmalı, okul, bina, kumlar ve hatta gökkuşağı bile bahane, kalbimizdeki renkler olmadıkça hiiiçbirinin anlamı yok. Tabi bu kadar gerçeği yaşayarak anlamış bulunuyorum bendeniz.
Mezun olduğum günlerde tayin beklerken gördüğüm bir rüyamdı çok etkilendiğim, hala zihnimde kalan.

Kalplerinize gökkuşağı gibi doğan rengarenk sevgiler diliyorum.

16 Mart 2009 Pazartesi

BAHÇESİNDE GÖKKUŞAĞI OLAN OKUL

.....
İlk tayin yerimin bu kadar da güzel olabileceğini hiç beklemiyordum doğrusu.
Hani o bahsedilen mahrumiyet bölgesindeki okullar, köyler, Tükçe bilmeyen çocuklar, çatısı akan, lojmanı olmayan, yolu suyu olmayan yerler...
Hiçbiri gibi değildi.

Ben mi çok şanslıydım yoksa anlatılanlar gerçek değil miydi?

Gözlerime inanamıyordum.
Yemyeşil bir yerdeydi okulum.
Üstelikte deniz kıyısında. Deniz kıyısı demek az kalır dalgalar okulun bahçesine vuruyordu. Burda ders yapmak ne ilginç tatil yapmak gibi. Okulun bahçesi plaj gibi; deniz, kum ve güneş.

Gözlerimi kaldırıp yukarı bakamıyordum bahçeye vuran dalgaları izlemekten. Güçlükle başımı kaldırdığımdaysa yeşilin her tonunu gördüm. Okulun çatısının üstünden bile ağaçların dalları sarkıyordu.

İçim huzur doldu. Herşeyi unuttum birden.

Öğencilerimi bile düşünemiyordum. Halbuki çevrenin en olumsuz haline bile kendimi hazırladığımı sanarak gelmiştim. Meğer o kadar da hazır değilmişim. Bu kadar etkilendiğime göre.

Gerçi bu cennet bahçesinden etkilenmemek çok zordu, hangi insan evladı bu muhteşem manzaradan etkilenmezdi ki.

Kısa bir süre sonra etrafımızda çocuklar toplanmaya başladı. Heyecanım git gide artıyordu. Beni beklediklerini anlatan sözler söylüyorlardı.
Bense herşeyi unutmuş şaşkınlıkla burda nasıl ders yaptıklarını soruyordum.
Onlar çok olağan bir şeymiş gibi alışkanlıkla cevap veriyorladı.

Ayaklarıma değen su beni daha da ferahlatmıştı.
Sanki bu muhteşem manzaraya bu güzelliğe birşey olacak kötü bir haber alacağım diye kimseye birşey sormadan sadece izlemek istiyordum.

ARKASI YARIN...

1 Mart 2009 Pazar

Yavru Kuşun büyüdüğünü nasıl anlarım?










Sevgili ve de çok değerli arkadaşımız GÜL hanımdan bize gelen bir mim var.
Cevaben;

Öncelikle Burakımın varlığını çok sevip değer verdiğim bir Hocamızın "Sende bir değişiklik var, güzellik var" sözüyle hissetmiş idim. (Etraftan daha başkaları da bendeki güzelliği farkederek aynı yorumu yapmaya başlamışlar meğer. Yavrum annesine güzellik katarak geldi)

Buna mukabil gelen bir çift çizgi hayatımın varlığından, kahramanımdan, Yavru Kuşumdan, can parçamdan haberdar olmamı sağlamıştı.
Yüz ifademi hiç unutamıyorum; içinde tüm duyguları barındıran ilginç ötesi bir ifadeydi.
Veeee Burakım dünyamızda.

  • Yumuk ellerin elimi sımsıkı kavradığı günlerin bitip, "Annem kalk diyerek" elimden bilinçli olarak tutuşundan,

  • "Annniiii" sözünün yerini alan "Annemm" sözünden,
  • Kaşıklarla biberonlarla yudum yudum süt içen gül dudakların artık bardaktan lıkır lıkır su,süt içebilmesinden,

  • Yatağında yatıp sadece sağa sola dönebiliyorken şimdi o minicik ayaklarıyla yürüyebilmesinden, hızlı hızlı koşabilmesinden,

  • Kurduğu anlamlı cümlelerinden ve tatlı sözlerinden,
  • Dişsiz o pembecik dudakların arkasından şimdi beliren bembeyaz inci dişlerinden,
  • Kısacık incecik yumuşacık ipek saçların yerine uzun daha sık pamuş şekillendirilmiş saçların almasından,
  • Önceleri sadece ışığa doğru yönelip tepki verirken şimdi ufacık ayrıntıları bile kaçırmayan, herşeyi farkedip tepkiler vermesinden,

  • Gördüğü kendinden küçüklere ;kendi çok büyükmüşçesine, en şirin sesiyle "Bebeeek" demesinden,
  • Dışarı çıkılacağını anladığında çekmecelerden çıkardığı elbiseleri dış kapının önüne koymasından,
  • Ayakkabılarını iki parmağının arasına sıkıştırıp taşıyabilmesinden,
  • Başka bir tarafa bakarken kendisine bakıldığını anlayıp alttan alttan bir bakış atmasından(gerçi bunu doğuştan yapabiliyor ya neyse:) :) )
  • O tombul parmaklarıyla sayıları sayabilmesinden,
  • Telefonla sürekli teyzesini arayıp annesinden habersizce sohbetler etmesinden,
  • Yatma zamanı geldiğini anladığında TV nin düğmesine basıp, ışıkları gösterip "kapa kapa" demesinden,
  • Duyduğu müziklerin ritmine göre dans edip, mırıldanmasından,
  • Çoraplarını çıkardığı zamanlarda ayaklarını gösterip "Buz omuşşş" demesinden,(biraz daha büyüdüğünde anne sen giyniyorsun ama demesinden endişe ediyorum doğrusu.Malum ben de pek çoraplı duramam)
  • Severek yediği yemekler için eliyle işaret edip başını iki yana sallayarak "nefiş nefiş" demesinden,

Yavrumun günden güne hızla büyüdüğünü anlıyorum.

Rabbim en güzel günlerini görmeyi nasibetsin.