Lilypie Kids Birthday tickers

6 Mayıs 2012 Pazar

HIDRELLEZ


  1. Gül dalının altına istekdiklerimizin resmini çizmekmiş adet hıdrellezde.
    Benim öyle isteklerim var ki resmini profesyonel ressamlar bile çizebilemez:))
    E naaaptım hazırladım listeyi yazılı olarak :)))
    Astım gül dalına. Ama ne liste... Sanki sipariş veriyorum. Ama keseye para koymayı unutmuşum, tühhhh:(((
    Geçen senekini okudum, aman Ya Rabbi % 90 ı gerçek olmuş. Dün akşam yine astım bir tane bakalım NASİP ALLAH'tan .
    ...
    5 Mayıs akşamını 6 Amayıs akşamına bağlayan gece Hıdırellez kutlanır.İnanışa göre, Hızır Peygamber’in uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere bereket getirdiği kabul edilen “Hıdrellez” her yörede farklı şekillerde kutlanır.
    Yüzlerce yıldır kutlanan Hıdrellez’de bereket ve bolluk getirmesi için kapı, pencere, yiyecek kapları ve para keselerinin ağızları açık bırakılır.
    İçinde para bulunan kaseler gül dalına asılır veya dibine bırakılır. Bu paralar ertesi gün alınarak saklanır ve yıl boyunca harcanmaz.
    Ev, araba isteyen kimseler, Hıdrellez gecesi gül ağacının altına istediklerinin küçük bir modelini yaparlarsa Hızır’ın kendilerine yardım edeceğine inanırlar. Ve aynı zamanda dileklerini kırmızı kurdaleye bağlayıp gül ağacına asarlar. Bir yıl boyunca dileklerinin yerine gelmesini beklerler.
    Hıdırellez törenlerinde yapılan etkinliklerden biri de kötülüklerden temizlenmek amacıyla ateşin üzerinden atlamaktır.
    Merzifon ve yöresinde Hıdırellez ile ilgili geleneksel kutlamalar sırasında şunlar yapılır:
    Hıdırellez’in her yıl 5 Mayıs günü ikindiden sonra başladığına inanılır.
    5 Mayıs günü ikindiden sonra, genellikle kadınlar, Kümbet Hatun Türbesi’ni ziyarete giderler.Türlü dileklerde bulunup,mumlar yakıp,dua ederler. Dileklerini, türbe çevresindeki küçük taşlarla ya da önceden hazırladıkları modelize şekilleri herhangi bir yere bırakarak yaparlar.
    5 Mayıs günü akşamı, gül dallarına paralar asılır.(Eskiden kese içine para dikilip gül dibine gömülürmüş.) ya da açık cüzdan bırakılır. Böylelikle bolluk ve berekete ulaşmak, varlıklı kişiler olmak düşlenir. Asılan paralar ya da cüzdanlar 6 Mayıs sabah erkenden geri toplanır.
    Evdeki her kişi için yedi fasulye ya da yedi nohut ekilir, gelebilecek kötülüklerin bunlara gelmesi dilenir.
    5 Mayıs akşamı evlenme çağına gelmiş kızlara bulaşık yıkattırılmaz.
    5 Mayıs günü (Nişanlılar arsında) oğlan evi, kız evine Hıdırellez Kurbanı, olarak süslenmiş bir koç gönderir. Bu kurban ertesi gün kesilerek birlikte yenir. Yemeğe çağırılanlar, çarşaf, havlu yemeni ve gönüllerinden kopan armağanlar getirirler. Getirilen armağanlar ipler üzerinde sergilenir.
    KISMET İÇİN: Evlenmek isteyen kızlar gelin maketi yapar ve gül dalına asarlarsa evlenecekleri kişiyi düşlerinde göreceklerine inanılır. Aynı amaçla tuzlu yiyecekler yiyip su içmeden yatmak gelenektendir. Düşlerinde kendilerine altın tastan su verecek kişinin koca adayı olduğuna inanılır. Evlenmekte gecikmiş olanlar o gece başlarının üzerinde kilit açtırırlar.
    ŞANS İÇİN: O yıl şansının açık olup olmadığını denemek için başvurulan uygulamar da vardır:
    Anadolu’nun birçok yöresinde 5 Mayıs gecesi, kapının önüne süt dolu bir tas konulur, bu süt yoğurda dönüşürse evin bereketinin artacağına, evdekilerin şansının açılacağına inanılır. Yalnız, uğurun bozulmaması için kimsenin bu konuda birbirine soru sormaması gerekir. Aynı amaçla, boyları eşit iki yeşil soğandan birine beyaz diğerine siyah iplik bağlanır. Ertesi gün bakıldığında beyaz iplik bağlı olan daha çok büyümüşse o yılın uğurlu geçeceğine yok eğer siyah iplikli daha çok büyümüş ise yılın çileli geçeceğine inanılır.

1 Ocak 2012 Pazar

VANLI HASTA VE DOKTOR AMCANIN DİALOĞU

Komşunun kapısını çalıyorsun, kapıyı açıp 'Ne var' diyor.
Ne olacak canım sıkıldı çay içmeye geldim!
Çayı da her bardakta daha içer misin diye soruyor, insanın iyice canı sıkılıyor. Eşim biraz sinirlidir, geçende misafirlikte bir, iki sordular çay koyayım mı diye, en sonunda bir kızdı,
'Senin ne çayını içerim, ne başka şeyini' diye bağırdı kalktı"
"Neden kızdı?" diye sordum
"Çay koyayım mı diye sorulur mu? Ben içmeyecek olsam söylerim, yeter diyene kadar koyması lazım" dedi
"Peki, ilk bardağı koyarken soruluyor mu sizin orda?" diye sordum
"Yok, oturunca hemen çay gelir. Doydum yeter diyene kadar sürekli koyulur. Doyan da bardağını yan yatırır" dedi

28 Ekim 2011 Cuma

Çatı Katından Bayram Hediyesi

Çatı Katının hediye duyuruları da olmasa bloga uğrayamıycam :)))
İlgilenenler olursa => ÇATI KATI

12 Ekim 2011 Çarşamba

Mühim Duyuru

Çatı Katı'nın süper hediyelerinden istiyorum diyorsanız =>Bağlantıhttp://babyh23.blogspot.com/2011/10/eczanemizdecom-ve-cati-kati-blog.html

25 Eylül 2011 Pazar

YAMAN ÇELİŞKİ (?)


Her alanda beceri sahibi üstatlar olmayışımız yetişkin toplumunda doğal olarak kabul edilen bir gerçektir. Bununla birlikte, çocuklarımıza her şeyde başarılı olmaları için muazzam baskı uygularız. Onlardan her gün matematikte, okumada, yazmada, konuşmada, imlada, ezberde, anlamada, problem çözmede, sosyal becerilerde, atletizmde ve sözel talimatları takip etmede kusursuz olmalarını bekleriz. Çok az çocuk bu "işlerin" hepsinde ustalaşabilir. Ve yetişkinlerden hiçbiri bunu yapamaz. Öyle ya da böyle bütün zihinlerin güçlü ve zayıf yönleri vardır..." Mel Levine
....
Okuyunca dayanamadım paylaşma ihtiyacı hissettim hayatımızdaki bu yaman çelişkiyi .

Geçmişte Kalsın GEÇMİŞ OLSUN...

Sabah doğum günüm diye bir neşe bir neşe uyandım. Feysten mesajlara baktım mutlu oldum. Seminer döneminden sebep okula gittik YAVRU KUŞ ile beraberce.
Öğretmenler odasında otururken hizmetli kapıdan "Nazmiye hocam eşiniz sizi aramış ulaşamamış, okulu aramış" dedi. Nazmiye eşini aradı değil. Ben de Nacide olabilir diye, isim benzerliğinden ona diyorum telefonuna baksana diye... Birkaç dakika sonra kendi telefonum geldi aklıma bir baktım eşim beni aramış ulaşamamış.
....
Aradım "Annem rahatsızmış sana ulaşamamışlar" dedi.
Cızzz diye birşey oldu içimde. Annemi hastaneye kaldırmışlar... Eyvah ağrıdan sancıdan mahvolsa mık demeyen, doktora gitmemeyi adet edinen annem ambulansla hastaneye kaldırıldıysa oooooooooofffffffffff kimbilir ne durumdadır.
....
Bunlar birkaç saniyede aklımdan geçenler.
Sonra ablamla kardeşimle konuştum. Bel fıtığı olduğunu öğrenince biraz rahatladım.
Ama çok ağrısı çok sıkıntısı olduğunu söylediler.
...
O gün perşembe idi. Yani birgün daha okula gitmem gerek. Anlatsam insanlıkla izin vermeyecek bir idare ... En iyisi onlarla uğraşmaktansa haftasonunu bekleyip cuma gitmek.
...
Beklemekle geçmeyen saatler...
Sonra gidip gördüm. Biraz rahatladım.
...
Ama ağrılar hep devam ediyor. Bir türlü geçmiyor, hafiflemiyor.
Zaman geçmiyor. Ağrı keciciler, iğneler...
...
Anlattığım herkes sürecin uzun olduğunu söylüyor ama sürekli ağrı çekmekten perişan olan annem çok zor durumda...
Dün bir çıkıkçı kadın varmış ablamların orda onu çağırmaya karar vermişler. Kaç kere vazgeçildi ama tekrar çağırıldı.
Ve dün annemin ağrısı geçmiş. Ayağa bile kalkmış. Sesi bile değişmiş telefonda.
Ayyy nasıl sevindim. Nasıl anlatamam. İçimde bir kuş pır pır...
Allahım hasta olan herkese acil şifalar versin inşallah.

Doğru mu yaptık bilmiyorum ama biraz olsun iyileştiğini ağrısının azaldığını duymak beni çok rahatlattı.

Artık eskisi kadar karşı çıkmıyorum bu durumlara. Sanırım alternatif tıp ta gerekli :)))

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Özlemişim, hem de çok...


Uzun zaman olmuş yine.
Bir facebook takıntılısı oldum çıktım, geçen zamanda. Ama orda bile sıkılabiliyormuş insan. Ben de sıkıldım biraz.
Blogumu özledim hem de çok.
...
Kocaman güzel bir tatil dönemi geçiriyoruz.
Tatil olması sebebiyle çok huzurlu ve rahat bir Ramazan ayı da geçiriyoruz, şükürler olsun.
Okul açılınca şu sakin, sessiz ve huzurlu günlerimi çok arayacağımdan sebep her anın tadına varmaya gayret ediyorum.
Güzel kitaplar okuyorum, uzun ve tatlı uykular uyuyorum. Yavaş yavaş demlene demlene yemekler pişiriyorum.
Çamaşırları sererken üçer beşer kere silkeliyorum. Astığım çamaşırı kurur kurumaz toplayabiliyorum.
Kızmadan, sinirlenmeden, acele etmeden yaşamak ne güzel. Ne tatlı birşeymiş.
Demek ki sorun biraz da hayatın hızlı akışındaymış. Böylesi aheste olunca çok daha duru görünebiliyormuş herşey...

...
Burak YAVRU KUŞUsu nasıl derseniz; çok iyi Allah'a şükür.
Sorular,anlamlandırmalar, yorumlar... Ahhh neler neler...
Öyle bir çenebaz ki, herkesi susturup öyle şaşırtıcı laflar ediyor ki, anlatılacak gibi değil.
Hareket deseniz son sürat devam. Allahım onun enerjisinin bir kısmı bende olsa yetecek.
Şaşırıp şaşırıp kalıyorum hallerine.
...
İki üç gündür bir yapboz aşığı oldu kendisi. Çok eğleniyor. Tamamlayıp tekrar bozuyor. Her tamamlamadan sonra bir başarı mutluluğu yaşatıyor kendine.
...
Oruçtan sebep pek fazla gezip tozamıyoruz tabi. Ananesine telefonda"Sen de hep evde misin, dışarı çıkmıyor musun? " diye soruyor :)
...
Bizde son durumlar böyle kısaca. Yakın zamanda uğramayı ve blog arkadaşlarımı bir bir ziyaret etmeyi düşünüyorum kısmetse. Şimdilik hoşçakalın.

2 Ocak 2011 Pazar

Geçen Zaman...

Aradan aylar gelip geçmiş, biz yazmayalı.
Bu arada çok ta değişik şeyler olmadı; koşuşturmaca ile geçen bir zaman dilimi.
Burak Yavru Kuşusu büyüyor, büyüyor, büyüyor... Giderek daha zor bir Yavru Kuş olup çıkıyor annesinin karşısına. Konuşmalar, konuşulanları anlamlandırmalar, kendi başına büyük işler başarmalar...
...
Babası ile aramızda geçen ufacık imalı konuşmaları bile sezerek "Anlamadığımı mı sanıyorsunuz?" diye algılama yeteneğini bize kanıtlıyor.
...
Henüz kreş, anaokulu gibi sosyalleşme girişimlerimiz yok, hala EV KUŞU benim oğlum, annesinin merhametiyle=> Biraz daha,biraz daha diyorum; sonra nasılsa uzun bir okul dönemi olacak diye. Aslında doğdu doğalı hep okulda ya neyse. İşte böyle böyle sebeplerle erteliyoruz, evinden daha geç ayrılsın diye istiyoruz.
....
Ben nasılım?
Aslında kısaca YORGUN kelimesi beni anlatmaya yeter. Ruhen ve bedenen çok ama çok yorgunum. Zaten çok çabuk yorulabilen, hassas ben için çok ağır eliyor bu sene; sabahçılık, birinci sınıf ve beraberinde gelen bir sürü aksaklık.
...
Canım gerçekten okula gitmek istemiyor. Çok bunalmış durumdayım. Ne olacak bu gidişat bilmiyorum. Sabahçılık gerçekten çok yıpratıyor beni.
...
Neyse zaten uzun zamandır yazamayan biri olarak karamsar bir geri dönüş oldu üzgünüm. Yeniden görüşmek üzere sevgiler.

11 Eylül 2010 Cumartesi

BİRİNCİ SINIF


İkinci kez yeniden birinci sınıf okutacağım, heyecanlıyım:)
İlk iki ay zor ve ilginç günler bizi bekliyor. Sonra daha da kolay olacaktır inşallah.
İdare snıfları ve öğrencileri kendisi belirlemiş çok sinir oluyorum. Adil olması için hiç değilse kura ile seçilmeliydi bizim gözümüzün önünde ama .......
Öfff ya neden heryerde ve her zaman haksızlık yapılabiliyor.
Neyse Allahın adaleti herşeyi ve herkesi kapsar. Nasılsa bir zorluk varsa bir kolaylık ta vardır, diye içim rahatlıyor.
.......
Geçen sene mezun ettiğimiz öğrencilerden tüm beşlerden 5 öğrenci sınavı kazanmış, ikisi benim sınıfımdan. Çok sevindim. (DPY sınavı, tüm sınıfın girmediği ekonomik sıkıntısı olan ailelerin çocuklarının girdiği bir sınav)
.......
Yine başarılı ve ahlaklı öğrenciler yetiştirmeye adayım. Heyecanlıyım.
Enerjiye çok ihtiyacım olacak:)

22 Ağustos 2010 Pazar

Davulcu geldi=> Güm güm güm:)

Ramazan geldi. Manevi bir rüzgar esti bize doğru. İçimiz serinledi.

Bu kocaman davul bizi yoldan çıkaran ikinci BÜYÜK sebep oldu:)))))

Malzemelerimizi aldık elimize.


Başladık çalışmaya.




Çalıştıııık , çalıştık.










Veee güzel bir sonuç.




Tabiii ki en güzel sonuç: YAVRU KUŞUN MUTLULUĞU.
Uyanamayan varsa gelelim:))))))))))))







19 Ağustos 2010 Perşembe

EDİRNELİYİM VESSELAM:)

Ayçiçek tarlaları en güzel fotoğraf fonu tabi bizim için , kullandık. Burak beyin foto çekme/çektirme isteği de yerinde olunca oluyor. Yok eğer istemezse ne yapsak ikna etmesi mümkün olmuyor.

Aslında bu ikna etme mevzuunda kendisi çok baişarılı. Daha doğrusu ısrar etme konusunda. Birşeye taktı mı vazgeçirmek unutturmak mümkün değil, mırıl mırıl mırıl beni bezdirene kadar uğraşıyor.
Kendi kendime yapmıycam diyorum, ısrar etse de yapmıycam ama bazen ve hatta çoğunlukla pes ediyorum. Bu işin sonu nereye varacak onu da bilmiyorum.

ZOR İŞ VESSELAM:)

7 Ağustos 2010 Cumartesi

MAVİŞİM...

Üç senedir yemeyip içmeyip, gezmeyip tozmayıp, çılgınca dersane ve okul yollarında koşup, kendini feda eden güzel yeğenim hedefine ulaştı.

Canımmmm....

Bizleri çok mutu ettin. Özellikle öğretmen teyzeni çok gururlandırdın.

Haberi birlikte almış olmamız ayrıca bir mutluluktu, yanında olup gözlerindeki mutluluğu okumak ayrıca güzeldi.

DİLERİM,
Hayatın hayırlı bir yoludur bu okul senin için,

DİLERİM,
Daha nice hayırlı kapılar açman için bir anahtardır,

DİLERİM,
En güzel anıların, tatlı düşlerin yuvası olur bu okul,

DİLERİM,
Bilgine bilgi kattığın, BİLGE olduğun yer olur,

DİLERİM,
Kalbin huzur bulur,

DİLERİM,
Güzel bir mesleğin ilk adımı olur,

DİLERİM,
Alenin gurur kaynağı olur,

DİLERİM,
Gülen gözlerinin neşesi olur.

TEBRİK VE TAKDİR EDEREK ÖPÜYORUM SENİ .........MELİSA BİLGE DİNÇER........

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Dalları Bastı Kiraz

Aradan aylar hatta mevsimler geçmiş. Zaman ne çabuk ne hızlı geçmiş... Ah giden ömürden gitmiş. Geçsin ama bitmesin ömrümüz; mümkün mü?

........
Burak görüldüğü üzre büyüdü bir hayli. Kendi tabiriyle "Ağaç gibi büyüdü"
Artık bedensel büyümenin yanında,sosyal,ruhsal yönden de büyüyor. Özellikle de sosyal yönden fazlaca büyüyor.
...
Tanıyıp tanımadığı, arkadaş, dost, yabancı, aşina.... hiiiç önemli değil. Onun için herkes DOST.
Herkesle bir bağlantı kurma yöntemi var kendince. Öylesine de rahat ki bunları yaparken. Bazen şaşırtıyor beni ve etraftaki herkesi.
.........
Bugün pazara gittik birlikte Çarşamba- Fatih.
Buraklı pazar çok ilginçti tabi. Üstelik konuşacak bu kaadar kişi ve üzerine konuşacak bu kadar çok şey varken:) Sucu oldu bir ara SOĞUUUUUUK SUUUUUUUUU diye bağırdı.
Bir ara huysuz oyuncak isteyen ağlamaklı bebek.....
Bir ara annesinin yardımcısı oldu....
Bir ara uyuklayan kedi......
Bir ara simitçi arayan arayıp bulamayan kuzusu........
Normalde yemediği herşeyi yemek isteyen bir oburcuk olarak bile çıktı karşıma bir ara.
.........
Tatilde olmanın keyfiyle gezdik pazarı, acelesiz.
Tek sorun sıcaktı.
.....
Ama Çarşamba pazarı çok ucuz kardeş. Tam bir pazar yani. 1 liranın ne kıymetli olduğunu hissettim bugün:)

SEVGİYLE

13 Ocak 2010 Çarşamba

KARDAN ADAM YAPALIM

Geçenlerde gece yağan karı görünce Burak hemen bağırmaya başladı:
_Anne hadi kardan adam yapalım.
Oysa yağan kar ne yerde kaldı,ne elde. Eridi gitti.
Yumurcaktan arkadaşımız Kayyu'dan öğrendik tabi biz bu kardan adam yapmak için her gün pencerenin önünde beklemeyi.
....
Çocukluğum kar yağışının bol olduğu(Edirne) bir memlekette geçtiğinden hiç aklıma gelmezdi karı özleyeceğim.
Ama özlüyoruz ve bekliyoruz.
Herşey zamanında güzel,inşallah hayırlısıyla yağar da minicik bile olsa bir kardan adam yaabiliriz.
.....
Yukardaki de gerçeğini bulamayanlar için plastik ,kandırmaca bir kardan adam..
....
Burakçığım son günlerde yumurcak hayranı. Bayıla bayıla izliyor. Dediğim gibi Kayyu gerçek bir karakter kadar etkili hayatımızda.Hatta şu anda ben yazarken bile Onu izliyor.
Tabi mecburen biz de...Bazen lütfedip "Her zaman her zaman Yumurcak olmaz anne, biraz haber izleyelim" demez mi? :)

28 Aralık 2009 Pazartesi

AZICIK FELSEFE

Hayat ne kadar uzun,ne kadar kısa....
Hayat ne kadar sahte, ne kadar gerçek...
Hayat ne kadar tatlı, ne kadar acı...
Hayat ne kadar anlamlı, ne kadar anlamsız...
Hayat ne kadar yaşanası, hayat ne kadar çekip gidilesi...
.................
Ahhhh hayat ahhhh...
................
Şu haber bültenleri beni ne kadar yorar oldu. Yaşlandıkça ağırlaştı mı yükümüz,çöktü mü omuzlarımız, tükendi mi sınırsız tahammülümüz bilemiyorum. Yoksa dünyanın da mı gücü kalmadı,tüketti hepsini.
Bakıyorum bir yanda yediği yemeğe binbir türlü kulp takan insanlar, bir yanda açlıktan perişan olanlar;diğer yanda hastalıktan kıvrananlar,ilaç,hastane eziyeti çekenler, vatan için çalışanlar,ÖLENLER.....bir yanda vatan haini olanlar....
Bir yanda herşeyin ama herşeyin sahtesini üretenler...
Şöyle bir bakınca sahte rakı,imam,doktor,sahte süt, meyve, sahte ilaç.... ne bileyim akla gelen ne varsa.
Öyle yorucu ki.
Bu namussuzlukları yalan dolanları ihanetleri hainlikleri dışardan izlemek varolduklarını bilmek bile yorucu.
....
Hani herşey güzele gidecekti?
Türkiye kendi kendine yetebilen bir tarım ülkesi olarak tanımlanırken, köylü milletin efendisi iken, ektiğine diktiğine güveniliyorken.... herşeyin sanayileşme ile birlikte daha iyiye gideceği refah seviyesinin artacağı söylenirdi.
Artık Türkiye kendi kendine yetebilen bir tarım ülkesi değil, sanayileşme hızlandı,gelişti.
Köylerde bile tarım ürünleri marketlerden alınır oldu. Her evde televizyon,telefon,internet v.s teknolojik donanım var. Hatta herkesin birey olarak bir evi var.
Annelerimizin anneannelerimizin anlattığı eski usul eltilerin ve kayınvalidelerin aynı evde yaşadığı dönem çoktaaan bitti.
Bırakın aynı evde iki elti yaşamayı artık birey olarak herkesin ayrı bir evi var.
........
Eskiden herkes aynı evde, aynı sofrada, aynı çanakta yemek yerken, aynı telefonu paylaşırken gelişen teknoloji herkese bir telefon,herkese bir ev, herkese birey olarak bir araba verirken neleri aldı götürdü?!
...
Teknolojiyi arada kaybetmek güzel olurdu çocukken elektrikler kesilince. Evde güzel bir hava olurdu. Elektrik olmayınca televizyon yok. Güzel bir sohbet başlardı en derininden, en tatlısından.
Gölge oyunları oynanırdı mum ışığında...Herkes biribirine daha yakın oturur,daha samimi olurdu:)
Ve bir anda elektiriğin gelmesiyle büyü bozulur herkes yine televizyondan iki yanını görmez olurdu.
Şimdi o günleri bile arar olduk.
Bilgisayar televizyonlu günlerde kalan minik boşlukları da doldurdu. Bize kalan ne bilmiyorum.
.........
Tabi bu akışın önünde durmak kendini soyutlamak mümkün mü, değil. Ama arada bir geçmişle bugünü ve geleceği kıyaslayınca çok yorgun hissediyorum kendimi.
....
Bazen dümdüz yeşil bir alanda karmaşadan uzak derin bir tefekküre dalmak hiiiiiç buralara gelmemek istiyorum. Bazen bir yağmur damlasının yere düşüşünü izlemek,bazen bir ağacın mevsimler boyu yaşadıklarını resmetmek, akan berrak suların içinde kaybolmak istiyorum.

Ahhh bazen ruhumu dinlendirmek içimdeki tüm kötülükleri geçmişte,hatta hiçlikte bırakmak iyilikle dolmak iyi olmak istiyorum.
.....
Arada bir bu dünyadan ve hayattan kısa bir mola istiyorum:)

18 Aralık 2009 Cuma

İN THE ARMY NOW!


Hüznün ağırlığı çöktü omuzlarına önce. Eller öpüldü, dualar edildi, yürekler buruk... Son bir bakışla sıcacık BABA OCAĞINI süzdü. O sert bakışlar yumuşadı,masum bir bebek oldu sanki.İnanılmaz bir nur sardı yüzünü... Boynundan çıkarıp al bayrağı sonraki yolcuya devretti.Gururla okudu İstiklal Marşını. Gözyaşları sel oldu,yürekler çoştu.

......

Bir an durdurmak istedim zamanı,geriye döndürmek belki. Hayat kaynağımızın hayatta olduğu günlerden birgün olsun istedim gidişi.

.........

GİTTİ.

Kalbimden yüreğimden ciğerimden bir parçayı da alarak GİTTİ. ..

Rabbim sağsalim dönüşünü görebimeyi de nasibetsin. İyilerle ve iyiliklerle karşılaştırsın.

ALLAH KAVUŞTURSUN bizi... ve tüm ayrı kalanları. CANIM KARDEŞİM ASKERLİĞİN HAYIRLA BAŞLAYIP HAYIRLA BİTSİN İNŞALLAH.

(Uzun zamandır uzak kaldığım blog arkadaşlarıma sevgiyle...)

1 Kasım 2009 Pazar

FARMVİLLE

Son günlerde beni benden alan, içimdeki çiftçiyi açığa çıkaran, bahçe özlemimi sanal da olsa hafifleten oyun...

Nasıl başladım nasıl oldu bilemiyorum ama oldu.

Çok zevkli.

Sanal ortamda çilekleriniz dakika dakika büyüyor, yetişiyor, satıp para kazanıyorsunuz.


Paranız arttıkça bahçeniz genişliyor filan, gerçekliğe yakın olması bağlayıcı oluyor.

Uygulama facebookta oynanıyor.
Eğer ilgilenen varsa NEİGHBOR (komşu) olabiliriz:)

Dünyada da ahirette de iyi neighborlar dilerim herkese.(Malum ev alma neighbor al demişler......)

24 Ekim 2009 Cumartesi

TÜRK SANAT MUSİKISİ:)

Üstelik gitar eşliğinde:)

....................
Seminer döneminde okulda çekilmiş bir fotosu YAVRU KUŞUN.
..................
Nar tanem nur tanem bir tanem azcık hasta oldu. Burun akıntısı ve öksürük vardı, şimdi daha iyi çok şükür.
.................
Eve geldiğimde kapı açılınca ÇOOOOOOK ÖZLEDİM diye koşan bir bekleyenimin olması hem çok hoşuma gidiyor, hem de içimi burkuyor.
.
Geçen sabah 6:45 gibi evden çıkarken arkama dikilmiş sessizce: ANNE BENİ DE DÖTÜR demez mi?
.
Oyyy oy içim eridi. Ne zor bu ayrılıklar...
Nereye gidiyorsun, gitme aşamasını geçti anladı ki annenin kalacağı yok bari o da gelsindi. Yavrucuğumun bulabildiği çözüm.
................................
Burak:
_ Bak baba bak annem ne yapmış?
Baba:
_Ne yapmış oğlum?
_Köftenin içine çiçek koymuş.
(Çiçek dediği de maydanoz)
..............................
Eve yorgun ve uykusuz gelen annenin kanepede gözleri kanlamış bitkin olduğunu gören Burak:
_ Anne annneeee ağlama, üzülme.
_Ağlamıyorum oğlum.
_Ağlıyorsun işte bak gözün ağlamış. Ama ağlamasana.
_Tamam ağamıycam annem.
(teselliye devam)
_Ben seni hiç bırakmıycam annecim, hep yanında olcam, tamaaaam mı?
...............................
Babasını uyandırmaya ikna edemeyen Burak annesini uyandırıp kaldırınca:
_Bak baba annesi çok akıllı bak nasın kalkıyo gördün mü nasın kalkıyo?
..............................
Akıllı mı fedakar mı?
Tüm akıllı annelere sevgiyle.....

15 Ekim 2009 Perşembe

YAZIK DEĞİL Mİ BU AYAKLARA?


Bu ayakkabıları ilk gördüğümde içim bir tuhaf oldu. Sanki yaratık gibi. Resimden dolayı değil sadece şekli itibariyle de öyle genetiğiyle oynanmış hormonu yiyecekler gibi.
Ayyy valla bunlarla yürüyenlere ne demeli bilmiyorum yazı bile az kalıyor...

Ay hele şu şıklığa bir bakın. Çok severim ince topuk sivri burun zarif ayakkabıları. Ancak bizim gibi uzun süre ayakta kalan(okulda) bayanlar için pek uygun değil. Daha doğrusu biraz yorucu.





Ahh bu da rahatlığın zirvesi: King paola kimalı ayakkabı. İki sene önce tanıdım kendilerini. Klima özelliğini pek farkedemesemde yumuşacık ve çok ama çok rahatlar. Uzn süre ayakta olanlara kesinlikle tavsiye ederim.



Hem rahat hem şık olmak adına atılmış bir adım, dolgu topuklar.
Bu tarzla Kadıköy salı pazarında tanışmıştım. Sonraları bulmakta zorlandım ama son günlerde pek yaygınlaştı.
Yalnız yükseklik olarak yine de ayakları biraz yorabiliyor. Denge açısından kolaylık sağlıyor tabi.




Ah bu da benim Trakyalı yanıma hitap eden bir model. Üç kuruş fazla olsun kırmızı olsun diyorsanız eğer...
Gelin ayakkabım da dolgu topuktu.
Hem boy açısından da kurtarıcı oluyor.
O ilk fotodaki çılgınlara duyurulur:)



10 Ekim 2009 Cumartesi

MUZİP BİR YAVRU KUŞ

Canı yorganaltı oyunları oynamak isteyen Burak:
_ Anne beni ölt, çok üşüyolum.
(Kaale alınmadığını görünce)
_Gelçekten bak çok üşüyolum. Hastacık olcam şimdi gölcen.


_Hala öltmedin anne, anneeee.
_Anneeee öltsene üstümü.




_Anne bak ayaklalım BUŞŞ olmuş, dondum ben.
(Temmuz ayında böylesi laflar eden oğluna inanamayan anne dayanamayıp Yavru Kuşun ayaklarını eller. Ama olan olmuştur iki fingirdek artık yorganın altındadır. Çünkü hava çoooook soğuktur....... :) :) :)